Migren hakkında
Bedendeki iyileşmeyen ve nedeni bulunamıyan her ağrının ardında bir öfke savaşı vardır. Migren bu savaşların özel olanıdır. Sadece beyini kapsayan bir savaş. Burada beyin bir temsildir. Asıl savaş zihin denen o muazzam kavramdadır. Zihin içinde o kadar yüksek bir basınç oluşmuşturki. Bu basınç en ufak titreşimde dışarı yansımaktadır. Burada birikmiş basıncı boşaltmadan yapılan her türlü tedavi basıncı arttırmaktan başka bir işe yaramaz. Birikmiş duyguları saptamadan ve boşaltmadan yapılacak her türlü girişim hayal kırıklığı yaratır. Bu olguda bunu daha iyi anlayacaksınız.
Bildim bileli başım ağrır
Biz hekimler olarak bu sözü çok duyarız. Bildim bileli başım ağrır. Biraz bize uydurma ya da abartma gelir ama aslında doğrudur. Çünkü ağrıların kökü çok geçmişe dayanır.
Emekli öğretmen bayanın da öyle. Yıllarca öğretmenken çektiği ağrılar emeklilikte birden dayanılmaz olur. Her nasılsa beni bulur. ( Aslında bu tip buluşmalar tesadüfi değildir. O öyle arzu etmiştirki artık bu beladan kurtulmayı, ben karşısına çıkmışımdır. )
Herkese öfkelidir. Herkes ona kötü davranmıştır. Onlar düzelmeden nasıl düzelecektir? ( En azından ağrılarının kaynağının ilişkilerinden olduğunu anlamıştır. kendisini değişmesi gerektiğini anlamasıda fazla uzun sürmeyecekti.)
Anne karnından başlayan öykü
Daha ilk regresyonunda anne karnına giden nadir hastalarımdan biri oldu. Anne karnında aldığı inanılmaz olumsuz duygular mevcuttu. Annesi başlıbaşına bir hastalık hastası ve tüm hamileliği mutsuz ve yakınmalarla dolu.
Tüm gebelik süresi bu kadar olumsuz duygularla dolu bir kişide net bir olay bulmak zor olur çoğu zaman. En uygunu tüm 9 ayı tek bir ana toplayıp EFT ile olumsuz duyguları boşaltmaktır. Ben de öyle yaptım.
Diğer seanslarda hep uğradığı haksız davranışlarla ilgili bazı olaylar karşımıza çıktı. Son derece uyumlu bir hasta olarak kendisinden ne yapmasını istediysem tam bir hipnoz halinde yerine getirdi.
(Hipnoz birazda budur. Söylenenleri hiç düşünmeden otomatik yapmak. Mantığı devre dışı bırakmak.)
O kadar çok eziyet edeni vardı ki. her biri için ayrı ayrı af senası düzenlemek gerekti. Anne, baba, Görümce.. Ve kendisi. Eşini kendi afetmek istedi.
Her bir seans gerçekten bir tiyatro oyunu gibiydi. Bol gözyaşı ve anlayış. Ve bu kadar süre kendisine yaptığı eziyet nedeniyle kendisine karşı olan kızgınlık. Hepsi boşaldı.
Sonuçta başağrıları %70-80 azaldı. Tam geçmedi. Neden mi?
O'nu affetmeye hazır değil hala
Çünkü aslında eşini tam affetmedi. Sürekli onunla birlikte ve eşinin tutumu daima aynı. ( Arada sırada görüşüyoruz da gözlemliyorum bu durumu). Ona olan kısmi öfkesini bir kalkan gibi kullanmaya devam ediyor. Tam af ederse eşiyle yolları ayrılacağından korkuyor.Ve bu durumlarda meseleyi tam çözmeden bilinçaltı bilinci yokluyor. Bu konuda henüz onu hazır bulmuyor.
Peki şimdi başının ağrısının tam geçmesi için eşinden ayrılması mı gerekiyor? Hayır sorun bu değil. Sorun bu kadar güçlü, kendinden emin ve artık eşinin eleştiri ve saldırılarından etkilenmeyen bir kadın karşısında erkeğin nasıl davranacağı. İlişkinin bir tarafı değiştiği zaman kural olarak öteki tarafıda değişecektir. Eşi herhangi bir terapi almadığına göre değişimin daha olumsuz yönde olacağı beklenebilir. O zamanda bir ayrılık kaçınılmaz olacaktır. Bu kaçınılmazı göğüsleyecek koşul ve güç oluşmadan bilinçaltının tam çözümleme yapması beklenemez.
Çoğu kişi bunu anlayamıyor. Ben bir iyileşeyimde tüm koşullarım aynı kalsın diyor. Tüm koşulların aynı kalırsa zaten iyileşemezsin ki. İster istemez senin iyileşmen etrafını değiştirecek ve içinde bulunduğun koşullarda değişecek. Ama yine anlayamadıkları değişmiş bir zihnin bu değişen koşullar olumsuz yönde de olsa, artık etkilenmeyecek olması.
Tam iyileşme bazen uygun koşulu bekler
Başka bir bayan hastamda böyle oldu. Sıkıntı stres dolu bir kadındı. Ailesiz büyümüş, dedesi tarafından zorla erken yaşta evlendirilmişti. Eşi kendisinden daha cahil, baskıcı, resmen hizmetkar gibi kullanıyordu kadını. Tüm aile tam bir yetim muamelesi yapıyordu ama kaçacak bir yeri yok. Bir çocuğu var. Erkeğin ailesi ikinciyi istiyor ama bir türlü olmuyor. Tabiki içinde bulunduğu ortam ikinci bir bebeği uygun görmediğinden bilinçaltı bir şekilde hamile kalmasını önlüyor. ( cık cık cık. Bir doktora da böyle basit nedenler ileri sürmek yakışıyor mu. )
Ama ilginç bir şekilde terapiye son derece uyum gösterdi ve tüm seansları hızlı bir şekilde tamamladı.
Dokuz ay sonra bir akşam muayenehenemde bir kadın beni yiyecek gibi bana bakıyordu. Bir akrabasıymış. " T'yi siz mi tedavi etmiştiniz" dedi bana sert bir şekilde. Bir an hatırlayamadım.O kadar uzun süre geçtikten sonra. Tedaviden sonra onu hiç görmemiştim. "Ona ne yaptınız siz? geçenlerde çocuğunu da alıp kaçtı. Hiç bir yerde bulamıyoruz. "
Ben gayri ihtiyari " - vay bee! helal olsun tedavime, demek 9 ay sonra da olsa etki ediyormuş" demişim. Suratıma herhalde zafer kazanmış bir ifade gelmiş olmalı ki kadın şaşkın şaşkın bakakaldı. ( Sanırım hastanın kocasının bir yakınıydı. belki ablası) " Maalesef bayan" dedim. "Benim tedavilerimi geriye dönderemiyorum. Artık ok yaydan çıktı. tedavi yaparken ne sonuç vereceğini kimse bilemez. Hanım hanımcık evinin hanımıda olabilirdi. Demek çözümü bu yönde görmüş."
Geri Dön